Uzayın Derinliklerinde "Pamuk Şeker" Yoğunluğunda Gezegen Keşfedildi!
Gökbilimciler, Dünya'dan 2 bin 600 ışık yılı uzaklıkta ezber bozan bir keşfe imza attı. Satürn ebatlarında olmasına rağmen bir tüy kadar hafif olan Kepler-51d ötegezegeni, mevcut astronomi teorilerini altüst ediyor. İnsanlığın uzaydaki en gelişmiş gözü olan James Webb Uzay Teleskobu dahi, bu gizemli devin üzerindeki sır perdesini aralamakta yetersiz kaldı.
Uzayın uçsuz bucaksız karanlığında, devasa bir okyanusa bırakılsa batmadan yüzebilecek kadar düşük yoğunluklu, adeta "pamuk şeker" kıvamında tuhaf bir gezegen sistemi keşfedildi. Kepler-51d olarak isimlendirilen bu ötegezegen, inanılmaz derecedeki düşük kütlesiyle bilim dünyasını şaşkına çevirirken, tüm sırlarını bugüne dek eşi benzeri görülmemiş kalınlıktaki bir pus tabakasının ardında saklıyor.
İnsanlığın kozmosdaki en güçlü gözlem aracı olan James Webb Uzay Teleskobu (JWST) bile bu yoğun örtüyü delip geçmeyi başaramadı. Bizden tam 2 bin 615 ışık yılı uzaklıkta, genç bir yıldızın yörüngesinde turlayan bu sistem; devasa cüsselerine tezat oluşturacak şekilde tüy kadar hafif üç farklı gezegene ev sahipliği yapıyor ve gezegen oluşumuna dair bilinen tüm teorileri derinden sarsıyor.
Kepler-51 sisteminde yer alan bu üç ötegezegen, hacimsel olarak yaklaşık Satürn boyutlarında olmalarına karşın, kütleleri Satürn’ün yanına bile yaklaşamıyor. Şöyle ki; Satürn, Dünya’mızdan yaklaşık 95 kat daha ağır bir kütleye sahipken, bu "şişkin" dünyaların kütlesi Dünya’nın sadece birkaç katına denk geliyor. Kendi güneş sistemimizde yer alan Jüpiter veya Satürn gibi devasa gaz gezegenleri, merkezlerinde ultra yoğun çekirdeklerle oluşup çevrelerine devasa miktarda gaz toplarken; Kepler-51d ve komşuları, minicik çekirdeklerin etrafını saran akılalmaz büyüklükteki atmosferleriyle tamamen apayrı bir anatomik yapı sergiliyor.
Kalın Pus Perdesi ve Aşılamayan Atmosferin Gizemi
Florida'daki Tampa Üniversitesi'nden astronom Jessica Libby-Roberts ve araştırma ekibi, bu sıra dışı gezegenlerin nasıl var olduğunu çözebilmek adına uzun yıllardır adeta kozmik bir dedektiflik faaliyeti yürütüyor. 2020 yılında emektar Hubble Uzay Teleskobu ile gerçekleştirilen ilk gözlemler, atmosferin kimyasal yapısına dair hiçbir ipucu vermemişti. Bu durum, bilim insanlarını atmosferin pürüzsüz ve opak bir pus tabakasıyla kaplı olduğu teorisine yöneltti.
Ekip, tüm umudunu James Webb’in gelişmiş kızılötesi sensörlerine bağlamış olsa da, elde edilen sonuçlar beklentilerden çok daha şaşırtıcı oldu. Teleskobun en hassas ölçümleri dahi bu sisli perdeyi aşmayı başaramadı. Araştırmacılar, karşılaştıkları bu gizemli yapıyı Satürn'ün uydusu Titan'daki hidrokarbon pusuna benzetiyor; ne var ki buradaki pusun ölçeği çok daha devasa bir boyuta uzanıyor. Öyle ki, sadece pus tabakasının kalınlığı bile neredeyse Dünya’nın yarıçapı kadar devasa bir alanı kaplıyor.
Bu Şişkinlik Geçici Bir Evre Olabilir mi?
Böylesine düşük yoğunluklu dünyaların, ana yıldızlarına bu denli yakın bir yörüngede nasıl oluşup tutunabildiğine dair astronomi literatüründe henüz geçerli bir bilimsel model bulunmuyor. Eğer bu gezegenler bizim güneş sistemimizde yer alsaydı, tamamı Venüs’ün yörüngesinin içindeki o daracık ve kavurucu alana sıkışmış olacaktı.

Amerika'nın Yeni Kabusu
Gökbilimciler, şu an gözlemlenen bu sıra dışı durumun aslında kozmik ölçekte "geçici bir evre" olabileceği ihtimali üzerinde yoğunlaşıyor. Henüz sadece yarım milyar yaşında olan bu sistem, 4,5 milyar yaşındaki Güneş sistemimizle kıyaslandığında henüz bebeklik çağında sayılır. Ana yıldızdan yayılan şiddetli yıldız rüzgarlarının, zaman içerisinde bu gezegenlerin dış katmanlarındaki gevşek gazları uzay boşluğuna süpürüp atacağı ve geriye yalnızca o minik çekirdeklerini bırakacağı tahmin ediliyor.
Kepler-51d’nin üzerindeki o kalın sır perdesi şimdilik korunmaya devam etse de, aynı sistemde yer alan kardeş gezegen Kepler-51b üzerindeki yeni çalışmalar umut vadediyor. Eğer o gezegendeki pus tabakası nispeten daha inceyse ve atmosferin kimyasal "parmak izi" spektroskopik olarak okunabilirse, bu tuhaf ve şişkin gezegen ailesinin kökenine dair tüm soru işaretleri nihayet aydınlığa kavuşabilir.


Henüz kimse yorum yapmamış. İlk tartışmayı sen başlat.